EDZA’nın hikayesi

Bu hikayenin başı 15 yıl önce yine bir yılbaşı alışverişine dayanıyor… Zar zor evdekilerden izin alıp arkadaşımın evinde yapacağı yılbaşı partisine katılacaktım. E tabi hazırlıklar da işte tam bu zamanlarda başlamıştı. “Acaba ne giysem?”, “ Saçımı nasıl yapsam ?” gibi bana göre “sıradan” soruları biraz düşündükten sonra en kilit soruya gelmiştim. Ayakkabı olarak ne giyeceğim? Daha doğrusu ne giyeBİLEceğim. Öyle ya “41,5 kere kere maşallah!” olarak en kibar şekliyle dalga geçilen bir ayakkabı numaram ve onunla da doğru orantılı hiç de azımsanmayacak bir cüssem vardı.

O güne kadar acı gerçekle bu kadar şiddetli yüzleşmemiştim, belki de yüzleşmek istememiştim bilemiyorum.

Zara ve mango Türkiye’ye girdikten sonra artık yazın sandaletlerde çok rahat edebiliyordum, kışın da koca karı çözümleri ile aldığım ayakkabıları ya kendimi tatmin etmek adına sezonu geçene kadar kalıba yatırarak genişleniyor, ya da ablamdan benim naylon çorapla giremediğim ayakkabıları 2 yün çorapla tepe tepe kullanmak suretiyle genişletmesini bekliyor, sonra hafif eskidikten sonra giyebilir duruma geliyordum. Günün sonunda çıkarımım “ben de zara’dan ayakkabı alıyorum, hıııııııh!” hissiyatına erişmekti.
Fakat o gün böyle aylarca beklenecek bir hazırlık sürecim yoktu. Çünkü evdeki tüm opsiyonları değerlendirmiş, ya çok kaba ya da her gün giydiğim Adidas’ın erkek reyonundan alınmış lastik ayakkabıları arasında kararsız kalacak duruma gelmiştim ( o zamanlar böyle nike airmax, superstar gibi lifestyle lastik ayakkabılar da yok, bildiğin bulabildiğim ayakkabı performans ayakkabısı. Onunla da okula gidiyorum). Özetle ayakkabıyı alacaktım ve 2 gün sonra giyecektim.

Evdekilere çaktırmadan bir güzel okulu kırarak akmerkez’e gittim sabah 10’da. O kadar ümitliyim ki.. Nasılsa zara 41 getirmiş ya artık diğer Türk markaları da akıllanmıştır onlar da çalışmıştır diye kendimden emin bir şekilde mağazaları gezerek 1-2 saate maksimum işimi bitirir sonra okula dönerim diye hayal ediyorum. Tabi o iş pek de öyle olmadı …
Yaklaşık 4 saat süren ve Akmerkez’deki alakalı alakasız bütün ayakkabı satan mağazalara giriş, çeşitli mağazalarda “Hanfendi ama 41 numara ayakkabı mı olur?”,” Sadece erkek reyonunda var”, ve bu kibar yorumlardan sonra ayaklarımı olmayacağını bile bile 40 numara ayakkabılara sokma çabalarından sonra beni Akmerkez’de basan ablamın şaka ile karışık hesap sormasıyla birlikte ağlamaya başlamıştım.

Şaşırdınız mı? Bence çok bile dayanmışım.

Ablam beni hemen Nişantaşı’nda yurtdışından ayakkabı getiren 1-2 butiğe götürmüştü. Olsa olsa onlarda olurdu ki haklıydı. Fakat minicik bir sorun vardı. Ayağıma girebilen tek ayakkabı yaklaşık 400 TL’lik bir kuzu derisi topuklu çizme idi. 99 TL’ye ZARA’de sezonda çizme aldığımız zamanlar olduğunun burada altını çizmek isterim! Tabi normal olarak her belirli bütçedeki moda sevdalısı gibi gözüm arkada mağazayı terk ettim.

Lafı fazla uzatmayacağım zira bu serüveni anlatmak için daha önümüzde çok yol var.
Dolayısıyla TO BE CONTINUED… diyerek şimdilik güle güle diyorum.

PS: merak edenler var ise arkadaşımın yılbaşı partisine çok şık bir kombinin altına 42 numara kötü gün dostu Adidas’larım ile gittim. ( o dönemki etek gibi inen bol paça pantolonlar sağolsun ;))